Makaleler

Psikolojik Travma Nedir?

Hayatın düzgün akışı içerisinde ilerlerken aniden meydana gelen, insan yaşamını alt üst eden, kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü, ruhsal dengesini tehdit eden ve duygusal anlamda üstesinden gelmekte zorlandığı olaylar, yaşantılar ve deneyimlerdir. Bunlar kişide dehşet, korku, endişe ve çaresizlik yaşatan durumlardır. Eğer kişi gerçek bir tehlike ile veya tehditle karşılaştığını algılamışsa, bundan da fiziksel zarar gördüyse veya tanık olduysa bu esnada da aşırı derecede korku, çaresizlik ve dehşet hissetmişse bu durum kişi için “travmatik” bir yaşantı olarak tanımlanır.

    Travma, hiç beklenmedik bir anda ne yaparsak yapalım hazırlıklı olamayacağımız bir şekilde varlığımızı yasladığımız hayat referanslarımıza inen ani bir darbedir. Bizi geçmiş ve geleceğimizden (şiddetine bağlı olarak) belli bir süre için koparan bir zamansızlık halidir.

   Bir olayın travmatik etki oluşturup oluşturmaması tamamen kişinin bu olayı algılayış biçimine ve bu olayın hayatını, duygularını ve düşüncelerini ne kadar olumsuz etkilediğine bağlıdır. Bu anlamda travma kişisel bir deneyimdir ve farklı insanların farklı olaylara farklı tepkileri olur. Olaylar kişileri farklı şekillerde etkileyebilir. Bir kişi için travmatik olan bir olay, başka birisi için olmayabilir.  Bu nedenle yaşanan bir olayın travmatik olup olmadığından öte bu olayın kişiyi duygusal anlamda nasıl etkilediğine bakılması gerekir.

   Genel olarak psikolojik travma oldukça stres oluşturan durumların kişinin yaşamının, sevdiklerinin, inanç sistemlerinin güvende olma duygusunu zedeler ve kişide çaresizlik, yalnızlık ve tehlikeli bir dünyada her an zarar görebileceği zarar göreceği hissi uyandırır ve onları tehlikelere açık hale getirir.

SEBEPLERİ

  • Aile içi şiddet
  • Ayrılma ve boşanma
  • İş kaybı
  • Tecavüz
  • Trafik kazası
  • Ani hastalık
  • Fiziksel, duygusal, cinsel istismar
  • Fiziksel ve duygusal ihmal
  • Doğal afetler
  • Savaş
  • Terör
  • Ekonomik krizler

BELİRTİLERİ NELERDİR?

  • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması
  1. Flashbackler (geçmişi gösteren sahneler)
  2. Kabuslar
  3. Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler
  • Kaçınma davranışları gösteriyor olması
  1. Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
  2. Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
  3. Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
  4. Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
  5. Diğer insanlardan kopmuş olma, farklı ve içine kapalı hissi
  6. Duygu göstermekte zorlanma, hissizleşme
  7. Ani ağlama krizleri, kendini çaresiz ve umutsuz hissetme
  8. Sevdiklerini aşırı koruma, onlar için korkma ve güvenceye alma hissi
  • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme
  1. Travmatik olay hatırlanınca vücudun tetikleniyor olması
  2. Aşırı uyarılmışlık hali
  3. Uyku problemleri (insomnia)
  4. Öfke, endişe, suçluluk
  5. Konsantrasyon güçlüğü

Travma sadece zihinde, davranışta ya da duyguda kodlanmaz. Bedenimizde travma yaşandığı anda nasıl tepki verdiğini hatırlar. Bazı durumlarda zihnimiz tarafından bastırılmış, hafızamız tarafından getirilmekte zorlanan sahneler, anlar veya yaşantılar bedenimiz tarafından hatırlanır. Bedenimizin verdiği tepkilere dikkatlice bakmak, bize yaşadığımız travma ve sonrası hakkında oldukça önemli bilgiler verir.

   Mesela çocukluk dönemlerinde fiziksel ve duygusal istismara uğramış bir kız çocuğu, yetişkinlikte kendisini aynı şekilde istismar eden ilişkiler yaşayabilir. Kendisini sözel olarak taciz eden, döven ya da umursamayan veya değer vermeyen kişileri sevgili veya eş olarak seçebilir. Aslında çocukluğunda bu tür olaylara maruz kalmış bir kişinin yetişkinlikte bunun tam tersi insanlara yöneleceğini düşünürüz., fakat durum genellikle tersi olur. Bunun nedeni kişinin kendi hikayesinin sonunu farklı yazma ve geçmişte yaşadığı istismarla halleşebilme arzusu ve dürtüsüdür. Kişi kendisini eskiden yaşadığına benzer travma ve istismar döngülerinin içine sokarak, eskiden sağlayamadığı kontrolü sağlama ve bu sefer bu döngüye son verebilme çabası içerisindedir. Kişi geçmişteki travmalarına bağlı olarak geliştirdiği “güvende değilim” ve “yeteri kadar iyi değilim” gibi inançları da yeni travmalarda test eder. Bu nedenle aynı travmayı  yeni durumlarla ve yeni kişilerle yaşar.

BAŞETME ÖNERİLERİ

KENDİM İÇİN NELER YAPABİLİRİM?

  • Kendinize biraz aman tanıyın
  • Güçlü yönlerinizi düşünün (güçlü gözükmek için çaba harcamayın)
  • Aile, arkadaş ve yakınlardan destek isteyin
  • Küçükte olsa kendinize gerçekleştirebileceğiniz hedefler koyun
  • Önceliklerinizi belirleyerek enerjinizi ve kaynaklarınızı bu öncelikler için kullanın
  • Dinlenmek için kendinize zaman ayırın ve fiziksel rahatlama egzersizleri yapın
  • Normal bir olaya normal bir tepki verdiğinizi düşünün (siz değil, yaşadığınız durumun anormal olduğunu düşünün)
  • Yalnız olmadığınızı unutmayın
  • Bir uzmandan yardım almak için başvurun
  • Kendinizi asla ihmal etmeyin ve iyi beslenin

Travmatik olaylar kültürümüzde bir hayli yaygındır ve insanlar arasında ayırım yapmaz. Bu yüzden travmaya hem kadınlar, hem de erkekler, her yaştan, her ırktan, her sosyal sınıftan, her dinden ve bütün ülkelerden insanlar maruz kalabilir.

NE ZAMAN YARDIM ALMALI?

  • Gerçek bir tehditle karşı karşıya kalıp zarar görmüş veya buna doğrudan tanık olmuşsanız ve bu esnada aşırı derecede korku, çaresizlik ve dehşet hissettiyseniz
  • Olayla ilgili anıları sık sık hatırlıyor ve yeniden oluyormuş gibi davranıyorsanız
  • Her şeye karşı önemli bir ilgi azalmanız varsa
  • İnsanlardan uzaklaşıyor ve yabancılaşma hissediyorsanız
  • Bu belirtiler kişisel, sosyal ve mesleki hayatınızda bozulmalara sebep oluyor ise
  • Bu belirtiler 1 ay geçtikten sonra da devam ediyor ise

Siz bu girdaplardan, bu olumsuzluklardan kurtulabilirsiniz. Hemen size yardımcı olabilecek bir profesyonelden  randevu alın.


Kişisel Tarihi Yeniden Yazmak: EMDR

Ülkemizin 1999 Marmara depremi sonrasında tanıştığı, travmada etkin bir yöntem olan EMDR (Eye Movement Desensitation and Reprocessing-Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) travmatik yaşantılarla ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemden geçirmeye dayanan bir psikoterapi yöntemidir.

EMDR 1987 yılında Francine Shapiro’nun istemli göz hareketlerinin olumsuz ve rahatsız edici düşüncelerinin yoğunluğunu azalttığını fark etmesiyle ortaya çıkmıştır. Rahatsız edici bir olay yaşandığında bu olayı orijinal resim, sesler, düşünceler ve hislerle sinir sistemimizde kilitli kalır. EMDR psikolojik travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açmak ve doğal iyileştirici kaynakları harekete geçirmek için danışandan anıda onu en fazla rahatsız eden sahneye odaklanmasını ister aynı anda çift yönlü uyarımı(terapistin parmaklarını) takip etmesini ister. Çift yönlü uyarımda amacımız, danışanın terapistin sağa ve sola giden parmaklarını takip ederek beynininin duyguları ve yaratıcılığı kontrol eden tarafı olan sağ beyni ve rasyonel düşünmeyi kontrol eden sol tarafını uyararak anının her iki beyin tarafında işlemlemesinin sağlanmasıdır. Bu işlemleme sürecinde travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir bir duygu boşalması (abreaksiyon) oluşabilir. Anıların yoğun biçimde ortaya çıkması ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir. Bütün bu süreçler sonrasında anının yol açtığı rahatsızlık derecesi  (SUD: Subjective unit of distress) giderek zayıflar. Bu rahatsızlık derecesi sıfıra indiğinde yani tamamen ortadan kalktıktan sonra anı ile ilgili olarak arzu edilen bir olumlu düşünce üzerinde çalışılır. Aynı çift yönlü uyarım olumlu düşünce kalıbı üzerinde de tamamlanmasından sonra bedende hissedilen duygular taranır ve onlarla ilgili çağrışımlar da incelenir.

Daha kolay bir anlatımla, EMDR süreci tamamlandığında, beyin daha önceden hastanın başa çıkamadığı ve donmuş halde yerinde duran çarpık ve yanlı deneyimlere üstün gelerek bunları içinde bulunulan zamana ait pozitif bir bakış açısıyla değiştirir. Teknik olarak EMDR süreci, ayrık ve bağlantısız sinir ağlarını sağ ve sol beynin uyarılarak birleştirilmesini ve bunların gerçekle ilişkilendirilmesini sağlar. Böylece yeni ve doğru bilgiler o ana dek kapalı bulunan bu yollardan danışanın bilincine doğru akmaya başlar. 

Çift yönlü uyarımlar la; trafik kazası, taciz, deprem gibi travma jargonunda büyük (T) olarak adlandırılan olaylar ve aynı zamanda değersiz, çirkin, yetersiz, kusurlu ve aptal hissetmemizi sağlayan küçük (t) olarak adlandırılan olaylarla ilgili rahatsızlık veren anıların duyarsızlaştırılması sağlamaktır.

Yapılan çalışmalarda, EMDR, TSSB için en etkili tedavi yöntemlerinden biridir (Van Etten ve Taylor, 1998; Power v.d., 2002). Aynı zamanda EMDR, spesifik fobi (De Jongh v.d., 1999, 2002), performans kaygısı (Maxfield ve Melnyk, 2000), panik bozukluk (Goldstein ve Feske, 1994), beden algısının bozukluğu (Brown, McGoldrick ve Buchanan, 1997), çocuklarda travma belirtileri (Chemtob v.d., 2002), yas (Sprang, 2001) ve kronik ağrı (Grant ve Threlfo, 2002) gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de etkili olabilmektedir. 

 

EMDR’nin nasıl çalıştığı henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, EMDR’nin yaşantıların yeniden işlenmesini nasıl iyileştirdiğiyle ilgili olası mekanizmalar hakkında devam eden araştırmalar bulunmaktadır. Araştırmacıların hem fikir oldukları konu ise; şimdiki zamanda meydana gelenler, geçmiş yaşantılar sonucu ortaya çıkan ve danışan için halen bir üzüntü kaynağı olan olumsuz düşünceleri, duyguları ve fiziksel duyumları tekrar uyarabilmektedir. Görünen o ki, EMDR bu olaylar arasındaki ilişkiyi değiştirerek, hem geçmiş hem de şimdiki zamanda yaşanan olaylarla ilgili, mevcut olarak yaşanan stresi büyük ölçüde azaltmaktadır.

Sağlıklı bir süreçte beyin kişinin yaşadığı olumsuz yaşantının etkilerini zamanla işler. Beynin bu doğal bilgi işleme süreci sonucunda kişi eski travmatik olayı hatırlasa da bu olayla ilgili ya çok az rahatsızlık duyar ya da duymaz. Bazen bu doğal bilgi işleme süreci tıkanıklığa uğrar ve yaşanan olumsuz olay ya da olaylarla ilgili resim, düşünce ve duygular işlenmeden kalırlar. Bu tıkanmışlık kişide geçmişin etkisinden kurtulamama hissini yaratır. Mantık bu olayın geçmişte kaldığını söylese de kişi yaşadığı olumsuzluğun duygusal etkisinden kurtulamaz. Sekteye uğrayan işlemleme, travmatik anının, diğer anılar gibi doğal işlemlerden geçerek depolanmasını önlemektedir. EMDR kişinin olumsuz yaşantı ile ilgili bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesini sağlamaktır.

Danışanlarımız geçmişini değiştiremeyiz ama o geçmiş yaşantıların travmatik olumsuz etkilerini azaltabilir hatta ortadan kaldırabiliriz bu bağlamda da EMDR modern çağda hızlı, etkin ve terapistlerce becerisi kolay kazanılan bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

Psikolog

Asiye Nurnihan AKKOYUN


Kaygı İle Korku Arasındaki Fark Nedir?

Kaygı; anksiyete, endişe ve bunaltı ile aynı anlamda kullanılan yoğunluğu hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik düzeyine varan fiziksel belirtilerin eşlik ettiği bir tepkidir. Kişinin baş etmekte zorlanacağı düşündüğü bir olgu karşısında ‘savaş ya da kaç’ prensibince tepki verir. Kalp atım hızı, nefes alıp verme, kas gerginliği artar, terleme ve ağız kuruluğu oluşur, kan basınca yükselir. Bu tepkiler tehlike algılayan organizmanın kendi bütünlüğünü korumak için devreye soktuğu bir sistemdir. Anksiyete doğru yerde ve uygun düzeyde olduğunda karşılaşılan durumlarla ilgili enerji kaynağıdır. Fakat yoğunluğu ve süresi uzadığında kişinin iş, sosyal ve akademik yaşantısındaki işlevselliğini bozuyorsa anksiyete bozukluğuna dönüşmektedir.

Kaygı bozukluklarında ilk adım kaygıyı tanımaktır. Kaygı da korku da benzer tepkiler gösteririz fakat kaygı ile korku arasında fark vardır. Korku aniden ortaya çıkar. Kişinin somut bir tehdit karşısında tüm içsel kaynaklarını, bu tehlikeye karşı kendilerini korumak üzere kullandıkları durumlarıdır. Oysa anksiyete somut olmayan, bilinmeyen, içten gelen belirsiz algıya dayalı bir tehdide karşı gösterilen tepkidir.

Kaygı ile korkuyu ayırt etmek güçtür. Fakat tehdidin somut ya da soyut olması verilen tepkilerin ani ya da kronik olması durumunda ayırt edilebilmektedir. Kaygı daha geleceğe yönelik ve uzun sürelidir. Korkunun kaynağı belli iken, kaygının belli bir kaynağı yoktur. Korku hissedildiği anda kişi tüm baş etme mekanizmaları tehditle mücadele etmek için kullanılır. Kaygı da kişi baş etme mekanizmalarını küçük, tehdidi büyük olarak algılar. Anksiyete anında kişi davranışsal olarak tehditle yüzleşme eğilimindedir. Kaçınmaları anksiyetinin yaşamasına, varlığına sürdürmesine hizmet eder.

Kaygı bozukluklarının tamamında tehdit ve tehlike algısı mevcuttur. Sosyal fobikler sosyal ortamlardan, yaygın anksiyete bozukluğu belirsizlikten, panik hastaları bedensel duyumlarından, özgül fobi belirli bir nesne ya da durumdan tehlike veya tehdit algılar. Algılanan tehdit yaşamı kısıtlamaya ve çeşitli alanlarda işlevselliğin bozulmasına yol açmaktadır.


Beslenmem tamamen duygusal!

Yeme, insanların en temel faaliyetlerinden biridir. Ancak bu temel faaliyet, biyolojik gerekliliğinin yanında psikolojik önemi de bulunmaktadır. Yeme davranışı psikolojik olarak incelendiğinde yalnızca beslenme olayını ifade etmediği durumlarda duygusal yemeden bahsedebiliriz. Stres, üzüntü, yalnızlık, gibi baş etmekte zorlandığımız olumsuz duygular bizleri ‘duygularımızı’ yemeye sürükleyebiliyor. 

Yaşamın ilk günlerinde açlık en erken “acı çekme” iken, doymak en erken “rahatlamadır” Bebekler ilk rahatlama duygusunu açlığın yarattığı fiziksel huzursuzluk durumundan emzirme sayesinde kurtularak hissederler. Böylece açlığın doyurulması iyi ve güvende olma duygusuyla derinden bir bağ kurar. Bu bağ yaşam ilerledikçe kişilerin sorunlar karşısında,  olumsuz duygularından kaçmak için kullandıkları bir davranış örüntüsü haline gelebiliyor. Psikolojik olarak daha zayıf olduğumuz bir anda, bir güçlükle karşılaşınca baş etmek için yemek yemek duygusal beslenmedir.

Sorunları karşısında yüzleşmeden kaçınan ve çözüm yolları aramayan kişiler yemek yiyerek sadece kendilerini sorunlar karşısında uyuşturmuş olurlar. Öncelikle sorunlar karşısında çözümüne yönelik adımlar atılmalıdır. Duygusal yeme ile mücadele de ilk adım açlık hissinin tanımlanmasıdır.

Fiziksel açlık ile duygusal açlık arasında fark vardır:

  • Fiziksel açlık yavaş yavaş belirirken, duygusal açlık aniden olur, birden bir şey yeme ihtiyacı hissedersiniz.
  • Fiziksel açlık bekleyebilir, duygusal açlık hissettiğiniz de hemen giderilmesi gerekmektedir, bekleyemezsiniz.
  • Fiziksel açlıkla yiyorsanız doyduğunuzda durabilirsiniz ancak duygusal açlık nedeniyle yemek ile yiyorsanız doymuş olsanız bile yemeğe devam etmek istersiniz.
  • Gerçekten açlık nedeniyle yemek yiyorsanız pek çok seçeneğe açık olurken, duygusal açlık nedeniyle yediğinizde genellikle; pizza, çikolata, tatlı, cips gibi yüksek kalorili yiyecekler yersiniz.

Duygusal yemede yemek yemeyi şiddetle arzulatan stres, üzüntü, kızgınlık gibi duygular; yemek yedikten sonra tüketilen yüksek kalorili yiyecekler neticesinde pişmanlık, suçluluk ve  başarısızlık duygularına dönüşür.

Duygusal yemeyi nasıl durdurabilirim?

Duygusal yediğiniz anları fark edin. Aç olmadığınız halde canınız bir şeyler yemek istediği anların öncesinde hissettiğiniz duygularınıza odaklanın. Bir şeyler yemeden önce duygularınızı yazmak size yardımcı olacaktır.

Yeme ihtiyacı hissettiğiniz anlarda açlığınızı 0 ile 10 arasında derecelendirin. Açlık seviyeniz düşük ve sadece canınız sıkkın ya da stresli olduğunuz için yemek yemeyi istiyorsanız önce bir bardak su için ve yemek yemeyi 10 dakika ertelemeye çalışın.

Sorunlar karşısında farklı baş etme kanallarınızı kullanın. Aç olmadığınız halde yemek yeme isteği geldiğinde alternatif olarak neler yapabileceğinizin bir listesini yapın.bu aktiviteler sizi rahatlatan (müzik dinlemek, yürüyüş yapmak.. ) aktiviteler olmalıdır.

Yemek yeme isteği ile baş edemiyorsanız kalorisi yüksek besinler yerine sağlıklı seçenekler tüketin. Stresi azalttığı bilinen yeşil yapraklı sebzeler, balık, badem gibi besinlere listenizde yer verebilirsiniz.

Hayatınızda yapmaktan keyif aldığınız aktiviteleri artırın. Spor yapmaya özen gösterin. Olumsuz duygularınızla baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

 


Yeniliklerden Haberiniz Olsun!

logo

Lonec sed odio dui. Nulla vitae elit libero, a pharetra augue. Nullam id dolor id ultricies vehicula ut id elit. Integer posuere erat.